“İHRACAT HACMİMİZLE TÜRKİYE’NİN GLOBAL TEMSİLCİSİYİZ”

Dünya standartlarında üretim gücü ve geleceğin teknolojilerine yaptığı yatırımlarla global bir teknoloji lideri olarak konumlanan Vestel, 28 yıldır ülkemizin ihracat şampiyonu unvanını başarıyla koruyor. Ürün hikayesinin merkezine ölçülebilir çevresel faydayı alan şirket kendisini tek bir kategori yerine birbirini besleyen teknoloji alanlarının bütünüyle tanımlıyor. Business Türkiye okuyucuları için sorularımızı yanıtlayan Vestel Global Pazarlama, Yurt İçi Satış ve Müşteri Hizmetleri Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu bizlere küresel teknoloji pazarında geldikleri noktayı ve sektörün evrildiği yapı hakkında öngörülerini aktarıyor

Türkiye’nin teknoloji ve elektronik ihracat şampiyonu Vestel olarak küresel pazarlardaki daralma ve artan rekabet ortamında izlediğiniz stratejinin detaylarını öğrenebilir miyiz? İhracat pazar payınızı büyütmek için odaklandığınız alanlar neler?

Bugünün küresel pazarında iki gerçeği aynı anda okumak gerekiyor: Talep tarafında daralma, arz tarafında ise tarihi bir bolluk yaşanıyor. Bu ortamda Vestel’in tercihi net: En düşük fiyat noktasında değil, ölçülebilir değer noktasında rekabet ediyoruz.

Türkiye beyaz eşya üretiminin yüzde 75’inden fazlası 150’yi aşkın ülkeye ihraç ediliyor ve bunun önemli bir bölümü Vestel’den çıkıyor. Beyaz eşyada 3,82 milyar dolar, elektronik ürünlerde 3,41 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin sektördeki dünya ölçekli temsilcisiyiz. 28 yıldır aralıksız kendi sektörümüzün ihracat şampiyonu olmak da bu sürekliliğin göstergesi.

Rekabette farklılaştığımız ve değer ürettiğimiz alanları şöyle özetleyebilirim. İlki, ‘akıllı premium’ dediğimiz alan. Yüksek enerji verimliliği, akıllı bağlantı, sessiz çalışma ve dayanıklılık gibi tüketicinin ölçülebilir fayda olarak değer verdiği özellikler.

İkincisi, üretim gücümüzü marka değerine çevirmek; üçüncüsü de doğrulanmış sürdürülebilirlik kimliğimizi pazara giriş avantajına dönüştürmek.

Dünya çapında dev markalara OEM ve ODM olarak üretim yaparken, kendi markanızla da küresel teknoloji pazarında önemli bir oyuncu olarak yer alıyorsunuz. Teknoloji üreticisi Vestel algısı ile tüketici markası Vestel algısını birlikte nasıl yönetiyorsunuz?

Vestel’in marka portföyü tarihsel bir gücü temsil ediyor: yanda Avrupa’nın önde gelen markalarına üretim yapan ODM/OEM kapasitemiz, diğer yanda kendi markalarımızla yürüttüğümüz pazar varlığımız. Biz bu iki ayağı birbirini besleyen kanallar olarak yönetiyoruz.

ODM cephesi bize ölçek ve teknik üstünlük getiriyor; kendi marka cephemiz ise marka değeri ve fiyatlama gücü sağlıyor. Uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance’ın Türkiye’nin En Değerli Markaları 2026 sonuçlarına göre Vestel olarak 7’nci sırada yer alıyoruz. Bu, üretim gücümüzü marka değerine dönüştürme stratejimizin ölçülebilir bir göstergesi.

Avrupa rafında bugün başka isimlerle giden pek çok ürünü biz üretiyoruz; orta-uzun vadeli hedefimiz aynı rafta giderek daha güçlü biçimde kendi markamızla durmak. Bu stratejinin asıl avantajı şu: Tek iş modeline bağımlı kalmıyor, talebin her iki ucundan da değer üretebiliyoruz.

Özellikle en büyük ihracat pazarınız olan Avrupa’da Yeşil Mutabakat gibi sürdürülebilirlik kuralları devreye giriyor. Vestel’in çevre dostu üretim ve yeşil teknoloji vizyonu, küresel pazarlama stratejinize nasıl yansıyor?

Avrupa bizim en büyük ihracat pazarımız ve bu pazarda sürdürülebilirlik artık tercih değil, pazara giriş koşulu. CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) ve ‘Made in Europe’ süreçlerinin şekillendirdiği yeni dönemde, doğrulanmış sürdürülebilirlik taahhütleri pazar erişiminin ön koşulu haline geldi.

Vestel’in 2030 karbon hedefleri Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından onaylandı. 2025’te CDP İklim Değişikliği değerlendirmesinde A seviyesine çıkarak ilk kez CDP Küresel A Listesi’ne girdik ve S&P Global 2025 değerlendirmesinde 73 puanla sektörümüzde üçüncü sıraya yerleştik.

Bunu küresel pazarlama stratejimize doğrudan yansıtıyoruz: Ürün hikayemizin merkezine ‘ölçülebilir çevresel fayda’yı koyuyoruz. Avrupa’da A sınıfı enerji verimliliğine sahip ürünlerin satış payının yüzde 29’a ulaşması, bu konumlandırmanın ticari karşılığının da büyüdüğünü gösteriyor. Yani yeşil dönüşüm bizim için uyum maliyeti değil; farklılaşma ve marka değeri ekseni.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.