“E-TİCARETİN ÜÇÜNCÜ DÖNEMİ: OTONOM TİCARET ÇAĞI”

Küresel e-ticaret ekosistemi, dijitalleşmenin getirdiği ilk iki büyük dalgayı geride bırakıyor. İnternet sitelerinden yapılan geleneksel alışverişi kapsayan birinci dalga ile mobil ticaret ve pazaryeri hakimiyetiyle şekillenen ikinci dalga, yerini artık ticaretin tamamen otonomlaştığı, bağlamsal hale geldiği ve fiziksel ile dijital sınırların tamamen eridiği üçüncü dalgaya bırakıyor. 2027 yılına adım atarken perakende ve dijital ticaret dünyası sadece hayatta kalma mücadelesi vermiyor, aynı zamanda baştan aşağı yeniden tanımlanan tüketici alışkanlıklarına göre operasyonel kodlarını güncelliyor. Bugün e-ticarette başarı daha fazla ürün listelemek ya da daha agresif reklam bütçeleri yönetmekle ölçülmüyor. Pazardaki rekabet eşiği, yapay zeka ajanlarının otonom satın alma kararları vermeye başladığı, lojistik süreçlerin öngörüsel analitikle yönetildiği ve sürdürülebilirlik kriterlerinin birer yasal zorunluluk haline geldiği yeni bir düzleme kayıyor. İş dünyası liderleri ve e-ticaret yöneticileri için 2027, ezberlerin bozulduğu ve geleceğin ticaret stratejilerinin bugünden yürürlüğe girdiği bir dönüm noktası olarak tarihe geçecek.

TÜKETİCİ AJANLARINDAN YAPAY ZEKA B2B2C DÖNÜŞÜMÜNE

2027 yılının e-ticaret pazarındaki en radikal değişim, satın alma kararını veren öznenin dönüşmesi olarak öne çıkıyor. Geleneksel eticaret, insanın ekrana bakıp, arama yapıp, sepeti onaylaması üzerine kuruluydu. Bugün ise sahnede tüketicilerin kişisel asistanları olan ve onların adına alışveriş yapan “Yapay Zeka Ajanları” var. Kullanıcının yaşam ritmini, beslenme alışkanlıklarını, gardırop eksikliklerini ve finansal limitlerini bilen bu kişisel ajanlar pazar araştırmasını insan müdahalesi olmadan gerçekleştiriyor. Sistem, örneğin evdeki akıllı buzdolabından gelen veriyle kullanıcının en sevdiği kahve markasının en uygun fiyatlı ve en hızlı teslimat sağlayan eticaret platformunu saniyeler içinde buluyor, bütçeyi optimize ediyor ve siparişi onaylıyor. Bu durum, eticaret markalarının pazarlama stratejilerini kökten değiştiriyor. Markalar sadece insan gözünü büyüleyecek parlak banner tasarımlarına veya arama motoru optimizasyonlarına yatırım yapmıyor. Yapay zeka ajanlarının algoritma filtrelerine takılmayacak, doğrulanabilir veri yapıları ve makine tarafından okunabilir içerikler geliştiriyor. 2027’de arama motoru optimizasyonu (SEO) yerini tamamen üretken motor optimizasyonuna (GEO) bırakıyor. Ajanların güvenini kazanamayan, fiyat ve tedarik şeffaflığı sunamayan markalar ne kadar büyük olurlarsa olsun tüketici radarına hiç girmeden pazarın dışına itiliyor.

HİPERBAĞLAMSAL TİCARET VE GÖRÜNMEZ ARAYÜZLER

Dokunmatik ekranların ve geleneksel web sitelerinin e-ticaretteki mutlak hakimiyeti kırılırken, 2027 yılında alışveriş, tüketicinin hayat akışının içinde, o an nerede ve neyle meşgulse orada gerçekleşen “Hiper-Bağlamsal” bir deneyime dönüşüyor. Sesli asistanlar, akıllı cam yüzeyler, artırılmış gerçeklik (AR) tabanlı yeni nesil gözlükler ve araç içi bilgi-eğlence sistemleri e-ticaretin yeni vitrinleri haline geliyor. Tüketici, sabah sporu yaparken akıllı saatinden aldığı bir sağlık uyarısı üzerine, doğrudan o anki ihtiyacına yönelik takviye gıdayı sesli bir komutla sipariş edebiliyor. Ya da yolda yürürken akıllı gözlüğünün kadrajına giren bir montun markasını, stok durumunu ve en yakın teslimat noktasını anında görerek adımlarını bozmadan satın alma işlemini tamamlayabiliyor. Arayüzlerin görünmezleştiği bu yeni dönemde, sürtünmesiz ödeme ve teslimat altyapıları kritik önem kazanıyor. Alışveriş anında sepet oluşturma, adres girme veya kart bilgisi doldurma gibi adımlar tamamen tarihe karışıyor. Biyometrik doğrulama sistemleri ve merkeziyetsiz dijital kimlikler sayesinde sadece bir bakış veya ses tonuyla ödeme saniyeler içinde onaylanıyor. Ticaret, tüketicinin hayatına giren bir kesinti değil, hayatın doğal bir uzantısı oluyor.

Hayata geçirdiğiniz sosyal yatırım programlarının amacı nedir? Bu programlar gençlere neler katıyor?

İşverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun gençlerin, iş hayatına katılımında akranlarıyla eşit şartlara sahip olmaları, işe alım süreçlerinde üniversitelerinin bilinirliklerine göre değil kişisel yetkinlikleri ve becerileri üzerinden değerlendirilmeleri için durmadan çalışıyoruz. Bu yıl 7. dönemine başladığımız ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı” ile katılımcılarımız 12 ay boyunca sivil toplum kuruluşlarında ilk iş deneyimlerini kazanıyor. İlk Fırsat Akademisi kapsamında aldıkları 250 saatten fazla eğitimle donanımlı bireyler olma yolunda ilerliyorlar. ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı”ndan edindiğimiz deneyimler ve aldığımız geri bildirimler sonucunda iş hayatında gençlerin karşılaştıkları dil yetkinliği sorununa da bir çözüm modeli yaratmak istedik. 2021 yılında hayata geçirdiğimiz ”Hayırlı Sabancı Desteğiyle İngilizce Fırsatım Programı” ile gençlerin önüne çıkan İngilizce yetkinlik engellerini ortadan kaldırmayı ve istihdam edilebilirliklerini artıran desteklerle onlara daha fazla donanım kazandırmayı hedefliyoruz. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık anlayışıyla sürdürdüğümüz faaliyetlerimiz kapsamında kadının istih- damdaki yerini çok önemsiyor ve hemen her sektörde ka- dın çalışan oranının artırılması gerektiğine inanıyoruz. Bu inancımız ile hem holding faaliyetlerimiz hem de Esas Sosyal programlarımız ile kadınları her daim destekliyoruz. Bugüne kadar programlarımıza katılan gençlerin yüzde 75’inin ka- dınlardan oluşması, kadın istihdamı konusundaki duyarlılı- ğımızı gözler önüne seriyor.

Esas Sosyal olarak günden güne büyüyen bir ekosistemi- niz olduğunu biliyoruz. Ekosisteminize kimler, nasıl katkı sağlıyor?

Yarattığımız sosyal etkiyi sürdürülebilir kılmak bizim için son derece önemli. Gençlere fırsat eşitliği sağlarken, iş dünyasında da eğitimli genç işsizliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda çeşitli kurum ve kişilerden oluşan Esas Sosyal Ekosistemi olarak adlandırdığımız büyük bir aile kurduk. Eğitimli genç istihdamına çözüm modeli sunarken aynı zamanda eğitim, sanat, kültür, insani yardım, çevre, sürdürülebilirlik gibi pek çok farklı alanda faaliyet gösteren STK’lara da nitelikli iş gücü sağlayarak, toplumsal kalkınmaya katkıda bulunuyoruz. ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı” ile 7 yılda toplam 40 farklı STK’ya nitelikli iş gücü sağladık. Ayrıca misyonumuza inanarak 4 yıldır bizi destekleyen, 20 sektörden 40’ın üzerinde kurumsal destekçimiz var. Kısacası STK’lar, kurumsal destekçiler, katılımcılar, mentorlar, mezunlar, İK profesyonelleri ve eğitmenlerden oluşan 3.000’den fazla kişinin yer aldığı bu aile ile farklı alanlarda iş birlikleri yaparak gençlerin gelişimine katkı sağlıyoruz. Ekosistemimiz günden güne kendi döngüsüne sahip bir fayda mekanizmasına da dönüşüyor. Örneğin ”Hayırlı Sabancı Desteğiyle İngilizce Fırsatım Programı”mıza katılan 350 gencin %31 gibi büyük bir oranı ekosistemimizden geldi. Aynı zamanda 5 kurumsal destekçimizin 46, 5 STK paydaşımızın ise 61 bursiyeri programa dahil oldu. Programlarımızdaki gençleri sürekli takip ediyor ve döngüye dahil olmalarını sağlıyoruz. Gençler, işe girdikleri kurumlarda Esas Sosyal’in misyonundan ve kendilerine kattıklarından bahsederek onları da ekosistemimize dahil ediyor.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.