“2025 YILI TÜRKİYE EKONOMİSİ: MAKROEKONOMİK PERFORMANS VE YAPISAL DÖNÜŞÜM”
2025, küresel ekonomideki “düşük büyüme-yüksek borçluluk” döngüsünün derinleştiği, jeopolitik risklerin ticaret yollarını yeniden şekillendirdiği ve gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarında ayrıştığı bir geçiş yılı olarak tarihe geçti. Türkiye ekonomisi bu zorlu dış konjonktürün yanı sıra, içeride yüksek enflasyonla mücadele (dezenflasyon), deprem sonrası yeniden yapılanma ve yapısal cari açık sorunlarıyla eş zamanlı olarak yüzleşmek zorunda kaldığı kritik bir dönemeci geride bıraktı. Bu rapor, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin sergilediği performansı, büyüme dinamikleri, fiyat istikrarı, para ve maliye politikaları, dış ticaret dengesi, sektörel gelişmeler ve iş gücü piyasası ekseninde akademik bir titizlik ve bilimsel veri analizi ışığında değerlendirmeyi amaçlıyor.
Küresel ölçekte, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşların raporları 2025’i “belirsizliğin norm haline geldiği” bir yıl olarak tanımlıyor. Küresel büyümenin yüzde 3,2 seviyelerinde yatay seyretmesi, gelişmiş ekonomilerde yüzde 1,5 civarında kalan zayıf büyüme performansı ve yükselen korumacılık eğilimleri Türkiye gibi dışa açık gelişmekte olan ekonomiler için dış talep koşullarını zorlaştırdı. Özellikle Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Euro Bölgesi’nin yüzde 1,2 seviyesinde kalan cılız büyümesi, ihracat performansını sınırlandıran temel dışsal faktörlerden biri oldu. Buna karşın, ABD ekonomisinin “yumuşak iniş” senaryosunu gerçekleştirerek yüzde 1,9 büyümesi ve küresel finansal koşullarda yılın ikinci yarısında başlayan gevşeme sinyalleri gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akımları açısından sınırlı da olsa bir fırsat penceresi araladı.
Türkiye özelinde ise 2025, “enflasyonla mücadele” ile “büyümeden feragat etmeme” tercihleri arasındaki gerilimin yönetildiği bir yıl oldu. Yılın ilk yarısında iç talebin güçlü seyri ve baz etkisiyle desteklenen büyüme, yılın ikinci yarısında parasal sıkılaşmanın gecikmeli etkilerinin belirginleşmesiyle ivme kaybetti. Enflasyon cephesinde ise yıl sonu hedeflerinden belirgin sapmalar yaşandı. Hizmet enflasyonundaki katılık (stickiness) ve hane halkı beklentilerindeki bozulma dezenflasyon sürecinin maliyetini artırdı.
GAYRİSAFİ YURT İÇİ HASILA VE BÜYÜME DİNAMİKLERİNİN ANALİZİ
2025 yılı büyüme performansı, Türkiye ekonomisinin içsel dinamiklerinin dışsal şoklara karşı direncini göstermesi bakımından önemli veriler sunarken, büyümenin kompozisyonu ve sürdürülebilirliği konusundaki akademik tartışmaları da alevlendirdi. Yıl genelinde büyüme, potansiyel büyüme oranının bir miktar altında kalsa da resesyon beklentilerini boşa çıkaran bir “dayanıklılık” sergiledi.
DÖNEMSEL BÜYÜME PERFORMANSI VE TREND ANALİZİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan dönemsel GSYH verileri, yılın farklı çeyreklerinde ekonomik aktivitenin yönü ve şiddeti konusunda belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koydu. 2025 yılı büyüme patikası, yılın başında zayıf bir başlangıç yapıp, bahar ve yaz aylarında turizm ve inşaatın etkisiyle hızlanan, ancak son çeyrekte tekrar durağanlaşan “W” tipi veya dalgalı bir seyir izledi.
BİRİNCİ ÇEYREK (Q1 2025): ZAYIF BAŞLANGIÇ VE DİP NOKTASI
Yılın ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi yıllık bazda yüzde 2 oranında büyüme kaydetti. Bu oran, 2020 pandemi şokundan bu yana kaydedilen en düşük büyüme performanslarından biri olarak kayıtlara geçti. Çeyreklik bazda mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış büyümenin yüzde 1 olması, ekonominin resesyona girmediğini ancak ciddi bir momentum kaybı yaşadığını gösterdi. Harcama yöntemiyle GSYH bileşenlerine bakıldığında, özel tüketim harcamalarının büyümeye 1,6 puanlık katkısı, hane halkının enflasyonist beklentilerle tüketimi öne çekme davranışının (front-loading) devam ettiğini kanıtladı. Buna karşın, net ihracatın büyümeyi 0,6 puan aşağı çekmesi, dış talebin zayıflığını ve ithalat bağımlılığının sürdüğünü gösterdi. Stok değişiminin büyümeye 0,3 puan pozitif katkı vermesi ise firmaların talep daralması beklentisiyle üretimlerini stoklamaya yöneldiğinin bir işareti olarak yorumlanabilir.
İKİNCİ ÇEYREK (Q2 2025): TOPARLANMA VE HİZMETLER DESTEČİ
İkinci çeyrekte büyüme ivme kazanarak yıllık yüzde 4,8 seviyesine ulaştı. Bu hızlı toparlanmada, turizm sezonunun erken açılması, baz etkisi ve inşaat sektöründeki (deprem bölgesi faaliyetleri) yüzde 10,9’luk çarpıcı büyüme etkili oldu. Bu dönemde sanayi üretimi zayıf seyrini korurken, hizmetler sektörü ve inşaat büyümenin ana motoru haline geldi.
ÜÇÜNCÜ ÇEYREK (Q3 2025): DENGELENME VE YUMUŞAK İNİŞ SİNYALLERİ
Yılın üçüncü çeyreğinde büyüme, yüzde 3,7 olarak gerçekleşti. Bu oran, ekonominin aşırı ısınma emarelerinden uzaklaşarak daha ılımlı bir patikaya oturduğunu gösteriyor. Üçüncü çeyrekte sıkı para politikasının iç talep üzerindeki baskılayıcı etkisi daha belirgin hissedildi. Ancak turizm gelirlerinin güçlü seyri büyümeyi desteklemeye devam etti. BETAM analizleri, bu dönemde yatırımların büyümeye 3,6 puan katkı verdiğini, net ihracatın ise 1,8 puan negatif katkı ile büyümeyi frenlediğini ortaya koyuyor.
YIL SONU BEKLENTİLERİ VE GENEL DEČERLENDİRME
IMF, Türkiye için 2025 yılı büyüme tahminini yıl içinde yukarı yönlü revize ederek yüzde 3’ten yüzde 3,5’e yükseltti. Dünya Bankası ise büyüme beklentisini yüzde 3,1 olarak korudu. Yılın son çeyreğine ilişkin öncü göstergeler (PMI, elektrik tüketimi), büyümenin sıfıra yaklaşabileceğine işaret etse de yıl genelinde yüzde 3,5 ila 3,7 bandında bir büyüme gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel görünüyor.
Değerli okuyucumuz,
Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.





