“YAPAY ZEKAYA DERDİNİZİ ANLATMADAN ÖNCE BİLMENİZ GEREKENLER”

Son bir yıldır seans odama yeni bir üçüncü kişi girmeye başladı: Yapay zeka. Danışanlarım artık bana gelmeden önce dertlerini herhangi bir sohbet robotuna anlatıyor, gece yarısı sıkıştıklarında telefonlarına sarılıyor, hatta bazıları benim söylediklerimi “bir de ona soruyor.” Meslektaşlarım bu tabloya birçok farklı açıdan bakıyor çünkü bu durum elbette sadece benim karşılaştığım bir şey değil. Öfkelenen de var kaygılanan da var destekleyen de… Ya da benim gibi yapay zekaya karşı nasıl bir tutum takınırsak hem faydasını görür hem de insanın insanlığını korumaya devam edebiliriz diye bakan da… Ancak hem kendi gözlemlerim hem de farklı ekollerden çok sayıda meslektaşımla bu konu üzerine yaptığım derinlemesine sohbetler bana bazı gerçekleri net biçimde gösterdi. İş hayatının yoğun temposunda “hızlı destek” arayışıyla yapay zekaya yönelen herkesin bu satırları okumasını isterim.

YAPAY ZEKA SİZİ POHPOHLUYOR

Konuştuğum meslektaşlarım arasında en çarpıcı ortak yan şu: Ekolü ne olursa olsun, yapay zekayı hiç kullanmamış olanından her gün kullananına kadar herkes aynı noktada birleşiyor. Yapay zeka onaylayıcı. Ne söylerseniz söyleyin sizi haklı çıkarma, duygularınızı olumlama, sırtınızı sıvazlama eğiliminde. Bir meslektaşımın deyişiyle “pışpışlıyor”. Ağlayan bebeği susturur gibi sorunu çözmeden rahatlatıyor.

Bu neden önemli? Çünkü terapide değişim yaratan mekanizmalardan biri tam tersine yüzleştirme. İyi bir terapi süreci sizi sıklıkla onaylamaz. Düşünce kalıbınızın karşısına geçer, size kendinizi başka bir gözle gösterir. Bu bazen acı verir ama o acı farkındalığın bedeli. Yapay zeka ise sizi kendi düşüncenizin aynasında büyütür. Patronunuza öfkelisiniz, robot öfkenizi besler. Eşinizle çatışıyorsunuz, robot sizi haklı bulur. Kısa vadede iyi hissedersiniz ama değişmezsiniz. Onaylanmak sohbetin işidir, profesyonel desteğin değil.

İş dünyasındaki karşılığını düşünün: Sürekli “harika fikir” diyen bir danışmanla mı çalışmak istersiniz, yoksa riskleri yüzünüze söyleyenle mi?

NEYİ SORABİLİRSİNİZ, NEYİ SORAMAZSINIZ?

Ben yapay zekayı toptan reddetmiyorum, bir harita çizmeyi öneriyorum. Yapılandırılmış, teknik işler hakkında bilgi edinmek, bir kavramı öğrenmek, uyku hijyeni gibi psikoeğitim içerikleri almak, düşünce günlüğü tutmak yapay zekanın işe yarayabildiği alanlar. Derinlik gerektiren işler, geçmiş yaralarınız, ilişki örüntüleriniz, kim olduğunuza dair sorular ise kapalı bölge. Varoluşçu bir meslektaşımın çok sevdiğim ifadesiyle: “Onun için bir ruh lazım.” Kullanıcı olarak siz de bu ayrımı yapabilirsiniz. “Panik atak anında nefes egzersizi nasıl yapılır?” sorusu ile “Neden hep yanlış insanlara aşık oluyorum” sorusu aynı kaynakta yanıtlanamaz. İlki bilgi, ikincisi ilişki gerektirir.

SARILAMADIČINIZ SİZİ İYİLEŞTİREMEZ

Harlow’un ünlü deneyini hatırlayalım: Bebek maymun, süt veren tel anneyi değil, süt vermeyen peluş anneyi seçer. Çünkü ihtiyaç duyduğu besin değil, temas. İnsan da böyle. Yapay zeka süt verebilir, analiz yapar, bilgi sunar, empatiyi taklit eder ama ona sarılamazsınız.

Bunu bana en net anlatanlar da danışanlarım. Yapay zekayla sohbet edip seans odasına dönenler farkı şöyle dile getiriyor: Anlaşılmak, kapsanmak, doğru gözle görülmek önemli. Bir algoritma sizi analiz edebilir ama sizi göremez. Yalnızlık, kayıp, tükenmişlik gibi insanı en çok zorlayan hallerde iyileştiren nokta çoğu zaman bilgi

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.