“REUTERS INSIGHTS x SCALE AI: KANITLAR HAKKINDA BİR NOT”
Bu rapor, farklı sektörlerden 494 kıdemli yapay zeka karar vericisi ile gerçekleştirilen kesitsel bir araştırmaya dayanıyor. Bunların yalnızca 32’si, raporda “Yüzde Altılık Grup” (The Six Percent) olarak tanımlanan başarı grubunu oluşturuyor.
Raporda özellikle vurgulanan önemli bir nokta var: Bulgular neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz. Yalnızca güçlü ilişkileri ve ortak eğilimleri ortaya koyar. Ayrıca örneklemde yalnızca 32 şirket bulunduğu için bu grubun içinde her bir yüzde puanı yaklaşık bir şirketi temsil ediyor.
Aşağıdaki örnekler belirli şirketlere ait vaka analizleri değil, araştırmada gözlemlenen ortak davranış kalıplarını açıklamak amacıyla veriliyor.
EN ÇARPICI BULGULARDAN BİRİ
Araştırmaya katılan büyük ölçekli şirketlerin yalnızca yüzde 6,5’i, kurumsal yapay zeka dönüşümünü gerçekten başarıyla gerçekleştirebiliyor. Bir şirketin bu seçkin grubun içinde yer alabilmesi için aynı anda üç zorlu kriteri karşılaması gerekiyor:
• Yapay zekanın şirketin büyük bölümünde ve temel iş fonksiyonlarında entegre şekilde kullanılması,
• Başlatılan pilot projelerin yarısından fazlasının canlı üretim ortamına taşınmış olması,
• Yapay zeka dönüşümünde şirketin kendi belirlediği hedeflerin belirgin biçimde önünde ilerlemesi.
Bu kriterlerin her biri tek başına aslında oldukça yaygın görünüyor. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 28’i, yapay zekanın şirket genelinde kapsamlı biçimde entegre edildiğini söylüyor. Yüzde 34’ü pilot projelerinin yarısından fazlasını üretim ortamına taşıdı.
Ancak bu üç başarının aynı anda gerçekleşmesi oldukça nadir görülen bir durum. Raporun en dikkat çekici sonucu ise şu: Yüzde altılık grubu farklı kılan şey daha gelişmiş teknolojiye sahip olmaları değil. Farkı yaratan unsur, yapay zeka devreye alınmadan çok önce alınmış organizasyonel kararların sıralaması ve kalitesi.
Araştırma ayrıca önemli bir yanlış algıyı da çürütüyor. Bu şirketler yalnızca en büyük ya da en yüksek bütçeli kuruluşlar değil. Gelir düzeyi, faaliyet gösterilen sektör ve coğrafi dağılım açısından yüzde altılık grup ile araştırmanın geri kalanı neredeyse aynı. Yüzde altılık grubun yüzde 72’sinin yıllık cirosu 1,1 milyar doların üzerinde. Diğer şirketlerde bu oran yüzde 70. Asıl fark şirket büyüklüğünde değil, karar alma seviyesinde. Yüzde altılık grubu temsil eden katılımcıların yarısı Clevel yöneticiler veya yönetim kurulu üyelerinden oluşurken, araştırmanın genelinde bu oran yalnızca üçte bir. Bu durum, başarı farkının ölçekten değil, karar sahipliğinin en üst seviyede üstlenilmesinden kaynaklandığını gösteriyor.
HIZ FARKI
Başarılı şirketleri diğerlerinden ayıran en belirgin unsur hız. Yüzde altılık grup içinde yer alan şirketlerin yüzde 53’ü pilot projelerini altı ay içinde üretim ortamına taşıyabiliyor. Araştırmanın geri kalanında ise bu oran yalnızca yüzde 30 seviyesinde. Benzer şekilde, pilot çalışmalar başladıktan sonraki ilk altı ay içinde ölçülebilir ticari sonuç elde edenlerin oranı, yüzde altılık grup için yüzde 66. Diğer başarılı şirketler ise yüzde 31. Başka bir ifadeyle, lider şirketler aynı operasyonel dönüşüm döngüsünü yaklaşık yüzde 40–50 daha kısa sürede tamamlayabiliyor. Rapor bunu şirketlerin bütçe yönetimi açısından da yorumluyor. Yüzde altılık grup içerisindeki şirketlerin yüzde 22’si, ilk ticari sonuçları yalnızca üç ay içinde elde ediyor. Bu süre, birçok yönetim kurulunun üç aylık performans değerlendirme döngüsünden bile daha kısa. Araştırmanın geri kalanında aynı başarıya ulaşanların oranı ise yalnızca yüzde 6. Dolayısıyla lider şirketler artık yapay zeka yatırımlarını finansal takvimlere göre savunmak zorunda kalmıyor. Çünkü değer üretimi, bütçe döngüsünden daha hızlı gerçekleşiyor.
BAŞARILARININ ARKASINDA YATAN DÖRT TEMEL ETKEN
1. Zor Kısmı En Başta Yapıyorlar
Yüzde altılık grup, yatırımın geri dönüşünü beklemeden önce şu üç unsuru tamamlıyor: Üst yönetim sahiplenmesi, veri altyapısının hazırlanması ve çalışanların eğitimi. Buna karşılık piyasanın büyük bölümü bu eksikleri pilot projeler başladıktan sonra gidermeye çalışıyor. Araştırmaya göre, lider şirketlerin yüzde 66’sı güçlü üst yönetim desteğine sahip. Diğer şirketlerde bu oran yalnızca yüzde 45. Bu, araştırmadaki en büyük organizasyonel farklardan biri (+21 puan) olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşımın ilginç bir göstergesi de şu: Katılımcılara, “Pilot projelerin daha hızlı üretime geçmesini sağlayacak tek değişiklik ne olurdu?” sorusu yöneltildiğinde, yüzde altılık grup içinde hiç kimse “üst yönetim desteği” cevabını vermiyor. Bu oran tam anlamıyla yüzde 0. Araştırmanın geri kalanında ise şirketlerin yüzde 9’u hala bunu temel ihtiyaç olarak görüyor. Çünkü lider şirketlerde yönetim desteği artık çözülmesi gereken bir sorun değil, zaten önceden sağlanmış temel bir koşul. Bu nedenle onların önceliği artık daha gelişmiş araçlar ve teknolojiler oluyor (yüzde 22).
2. Veri, En Büyük Rekabet Avantajı
Rapora göre, başarılı şirketleri diğerlerinden ayıran en önemli unsur gelişmiş yapay zeka modelleri değil, yüksek kaliteli ve şirkete özgü (proprietary) veri. Yüzde altılık grup içerisinde yer alan şirketlerin yüzde 56’sı, başarılarını belirleyen ilk üç faktör arasında yüksek kaliteli kurumsal eğitim verisini gösteriyor. Araştırmanın geri kalanında ise bu oran yüzde 48. Ancak asıl dikkat çekici fark güven seviyesinde ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre, yüzde altılık grup şirketlerinin yüzde 81’i, mevcut veri altyapılarının yapay zeka uygulamalarını destekleyeceğinden tamamen emin. Diğer şirketlerde ise bu güven seviyesi yalnızca yüzde 34. Bu, araştırmadaki en büyük farklardan biri ve başarılı şirketlerin öncelikle veri temellerini sağlamlaştırdığını gösteriyor.
Lider şirketler dış veri kullanırken de farklı hareket ediyor. Dış kaynaklardan veri temin edeceklerinde yüzde 25’i, tek bir sağlayıcıdan hazır ve bütünleşik bir veri ürünü satın alıyor. Araştırmanın geri kalanında bu yaklaşımı kullananların oranı yalnızca yüzde 10. Buna karşılık diğer şirketler daha çok farklı veri etiketleme firmalarını, üçüncü taraf veri sağlayıcılarını ve birden fazla sözleşmeyi bir araya getirerek kendi çözümlerini oluşturmaya çalışıyor. Bu yöntemi tercih edenlerin oranı: Yüzde altılık grup için yüzde 9. Diğer şirketler için yüzde 23.Rapordan çıkarılan temel ders oldukça net: Model sağlayıcısını seçmeden önce veri altyapınızı oluşturacak doğru iş ortağını seçin. Çünkü veri katmanında alınan kararlar, sonrasında geliştirilecek tüm yapay zeka mimarisini belirler.
3. Tamamen Satın Almıyor, Hibrit Bir Yapı Kuruyorlar
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de teknoloji stratejisi. Yüzde altılık grup hazır çözümleri tamamen satın almak yerine, şirket içinde geliştirilen sistemlerle dış kaynaklı platformları bilinçli şekilde birleştiriyor. Bu hibrit yaklaşım, lider şirketlerde yüzde 41 oranında tercih edilirken, araştırmanın genelinde yalnızca yüzde 14 seviyesinde. Başarılı şirketler şu prensiple hareket ediyor: Güçlü mühendislik yetkinliğine sahip oldukları alanları kendileri geliştiriyor. Hazır çözümlerin yeterli olduğu alanlarda özelleştirilebilir platformları satın alıyor. Hiçbir yaklaşımın tek başına yeterli olmadığı durumlarda ise iki modeli birlikte kullanıyorlar. Yani amaç “kendimiz yapalım” ya da “tamamen satın alalım” değil. Amaç, her problem için en doğru mimariyi oluşturmak.
Raporun en güçlü uyarılarından biri standart hazır yazılımlar konusunda geliyor. Minimum özelleştirmeyle kullanılan hazır yapay zeka çözümleri, başarıya ulaşan projelerin yalnızca yüzde 6’sının arkasında yer alıyor. Buna karşılık üretime geçemeyen veya başarısız kalan pilot projelerde bu oran yaklaşık yüzde 15. Raporun yorumu oldukça net: Kurumsal yapay zeka, “kutudan çıktığı gibi” kullanılabilecek bir teknoloji değil.
4. Tedarikçi Değil, Stratejik Ortak Arıyorlar
Yüzde altılık grup teknoloji sağlayıcılarını klasik bir yazılım satıcısı olarak görmüyor. Onları şirketin dönüşümüne ortak olan stratejik paydaşlar olarak konumlandırıyor. Araştırmaya göre, lider şirketlerin yüzde 47’si, sonuçların sorumluluğunu birlikte paylaşacağı stratejik ortaklarla birlikte ürün geliştirmeyi tercih ediyor. İlave yüzde 22’si ise sürecin baştan sona dış kaynak tarafından yönetildiği tam kapsamlı modelleri seçiyor. Buna karşılık en az tercih edilen model ise orta yol. Yani şirket yol haritasını belirliyor, tedarikçi ise yalnızca kurulum ve yapılandırma hizmeti veriyor. Lider şirketler bu modeli özellikle tercih etmiyor.
Araştırmanın genelinde, “Uygulama ortağı (implementation partner)” modelini ideal çözüm olarak görenlerin oranı yüzde 27. Yüzde altılık grup içinde ise yalnızca yüzde 9. Aradaki 18 puanlık fark, lider şirketlerin teknoloji sağlayıcılarından yalnızca teknik kurulum beklemediğini gösteriyor. Raporun teknoloji şirketlerine verdiği mesaj oldukça açık: Küçük teknik avantajlar satmaya çalışan firmalar zaten başkalarına ayrılmış bütçeler için rekabet ediyor.
Değerli okuyucumuz,
Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.





