“KOZMETİKTE VERİ ODAKLI YENİ BİR BÜYÜME MODELİ İNŞA EDİYORUZ”

Bugün dijital kanallardan zincir mağazalara, yurt dışı pa-zarlarından yapay zeka destekli Ar-Ge süreçlerine kadar uzanan dinamik bir başarı hikayesi yazan Ashley Joy, yüzde 120’lik yapısal büyüme hacmini yalnızca ciroyla değil, marka değeri, tüketici güveni ve küresel penetrasyon gücüyle tanımlıyor. Anlık veriyi sezgisel marka DNA’sıyla harmanlayan şirket, kozmetik dünyasında oyunun kurallarını yeniden yazı-yor. Business Türkiye okuyucuları için sorularımızı yanıtlayan Ashley Joy Kurucu ve CEO’su Aslı Gümüşel bizlere “Ne Gerek Vardı” kitabı ile hem kişisel hem de kurumsal yolculuğun kı-rılma noktalarını, omni-channel operasyonlarını ve geleceğin kozmetik dünyasını anlatıyor.

Ashley Joy olarak, 2025’ten 2026’ya yüzde 120 büyüme hacmi yakaladınız. Büyüme getiren yatırımlarınızı ve 2026 için genel değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Bu büyüme bir anda olmadı. Ashley Joy bu yıl 10 yaşın-da. Dolayısıyla bugün gördüğümüz yüzde 120’lik büyümenin arkasında aslında on yıllık bir birikim, çok fazla deneme, yanılma, tüketiciyi dinleme ve gerektiğinde hızlı karar alma cesareti var.

2025’i hedeflediğimiz gibi kapattık. 2026 ise doğru yaptıklarımızın ölçeklendiği bir yıl oldu. Özellikle dijital kanallardaki büyümemiz bize çok önemli bir veri sağladı. Tüketici artık yalnızca iyi ürün aramıyor. Ne kullandığını, neden kullandığını ve ürünün kendisine ne sağlayacağını da bilmek istiyor.

Bu dönemde yatırımlarımızı üç ana alanda yoğunlaştırdık: Teknoloji ve veri, ihracat ve Ar-Ge. Usersdot ile kullandığımız otonom yapay zeka ajanları sayesinde e-ticaret yorumlarından dijital raf hareketlerine, tüketici davranışlarından CRM geri bildirimlerine kadar çok büyük bir veriyi daha hızlı okuyabiliyoruz. Veri artık bizim için ay sonunda baktığımız bir rapor değil, günlük karar mekanizmamızın bir parçası. İhracatta yeni pazarlara açılırken, mevcut pazarlarda da derinleşiyoruz. Ar-Ge tarafında ise benim hala en heyecanlandığım yer ürün geliştirme. Çünkü Ashley Joy’un büyümesinin temelinde her zaman ürün var. Ben büyümeyi yalnızca ciroyla ölçmüyorum. Ciro büyürken marka değeri, tüketici güveni, ihracat ağı ve inovasyon gücü büyümüyorsa bana göre o büyüme eksik kalır.

Bugün geldiğiniz noktada 15 ülkeye ihracat yapıyorsunuz. Dev oyuncuların domine ettiği uluslararası pazarlara giriş stratejinizden bahseder misiniz? Farklı coğrafyaların sert regülasyonlarını, pazar bariyerlerini ve yerel tüketici alışkanlıklarını aşarken nasıl bir küresel penetrasyon stratejisi izlediniz?

Ashley Joy’u kurduğum ilk günden beri hayalim yalnızca Türkiye’de başarılı bir marka yaratmak değildi. Türkiye’den çıkmış, dünyada raflarda yer alan güçlü bir Türk kozmetik markası yaratmak istiyordum. Ama globalleşmenin çok önemli bir kuralı var: Kendi doğrularınızı bavula koyup her ülkeye götüremiyorsunuz. Almanya’daki tüketiciyle Dubai’deki tüketicinin alışkanlıkları, beklentileri hatta bir üründe dikkat ettiği içerikler bile farklı olabiliyor. Bu nedenle önce dinliyor, veriye bakıyor, sonra o pazara nasıl konuşacağımıza karar veriyoruz. Markanın DNA’sını değiştirmiyoruz ama anlatım biçimimizi yerelleştiriyoruz. Regülasyonu da aşılması gereken bir engel gibi görmüyorum. Tam tersine özellikle Avrupa standartları bir markanın kendisini sınaması açısından çok kıymetli. Üretim standartlarımızı ve formülasyon yaklaşımımızı başından beri buna göre oluşturduk.

Beauty Istanbul ve Cosmoprof gibi uluslararası fuarlar bizim için yalnızca ürün sergilediğimiz yerler değil. Orada pazarı okuyoruz, alıcılarla birebir konuşuyoruz, hangi ülkede hangi kategorinin yükseldiğini görüyoruz.
Benim için globalleşmek, haritada daha fazla ülkeyi boyamak değil. Girdiğiniz her ülkede tüketicinin sizi neden tercih etmesi gerektiğine gerçek bir cevap verebilmek.

Dijital ticaret, zincir mağazalar ve küresel ihracat kanallarını bir arada yürüten, operasyonel olarak çok dinamik bir omnichannel yapısı yönetiyorsunuz. Bu yapının ana hatlarını ve operasyonel süreçleri nasıl yalınlaştırdığınızı anlatır mısınız?

Ben omnichannel’ı çok basit görüyorum: Tüketici markayla nerede karşılaşırsa karşılaşsın, biz onu aynı tüketici olarak görebilmeliyiz. Kendi eticaret sitemizden pazaryerlerine, zincir mağazalardan yurt dışındaki distribütörlerimize kadar çok farklı satış noktalarımız var. Asıl mesele bunların ayrı ayrı dünyalar haline gelmemesi. Örneğin, bir ürünle ilgili eticarette sürekli aynı yorum geliyorsa bu yalnızca eticaret ekibinin konusu değil. ArGe’nin de pazarlamanın da satışın da bilmesi gereken bir veri. Bu nedenle farklı kanallardan gelen veriyi mümkün olduğunca ortak yapıda okumaya çalışıyoruz. Yapay zeka burada bize ciddi hız kazandırıyor. Ben operasyonel yalınlığı “daha az iş yapmak” olarak görmüyorum. Aynı bilgiyi beş farklı departmanın beş kez aramasına gerek kalmaması olarak görüyorum.

Sosyal medyada çok güçlü bir influencer/içerik üreticisi kimliğiniz var. Başarılı influencer kimliğine sahip bir lider olarak, kendi dijital varlığınızı Ashley Joy’un kurumsal stratejileriyle nasıl senkronize ediyorsunuz?

Ben sosyal medyayı hiçbir zaman yalnızca ürün sattığım bir mecra olarak görmedim. Orası benim için aynı zamanda dünyanın en büyük focus group’u.

Bir ürünü paylaştığım anda binlerce insan bana ne düşündüğünü söylüyor. Soruyor, eleştiriyor, seviyor, bazen “Bunu neden böyle yaptınız?” diyor. Ben de gerçekten okuyorum.

Üstelik kendi hesabımda anlattığım ürünü önce kendim kullanıyorum. Sevmediğim ürünü yalnızca satılması gerekiyor diye anlatmak benim yapabileceğim bir şey değil. Tüketici de bunun gerçek olup olmadığını artık saniyeler içinde anlıyor.
Ama Ashley Joy’un benim kişisel görünürlüğüme bağımlı bir marka olmasını da istemiyorum. Ben kapıyı açabilirim, insanlarda merak yaratabilirim, ilk denemeyi sağlayabilirim. Sonrasında söz üründe. Bunu şirkette de sık sık söylüyorum: “İlk şişeyi ben sattırabilirim. İkinci şişeyi ürünün kendisi sattırmak zorunda.” Ashley Joy’un uzun vadeli marka değeri tam burada oluşuyor.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.