“AKILLI TEKNOLOJİLERLE GELECEĞİN GÜVENLİK EKOSİSTEMİNİ KURGULUYORUZ”
Güvenlik teknolojileri alanında küresel anlamda çözümler sunan Securitas Technology, fiziksel ve dijital tehditlerin iç içe geçtiği yeni çağda pazarın standartlarını belirliyor. Güvenlik anlayışının köklü bir değişimden geçtiği günümüze, “2027 Global Teknoloji Trendleri Raporu” ile ışık tutan şirket, değişime yön verecek başlıca eğilimleri ortaya koyuyor. Riskleri önceden saptayarak aksiyon alan proaktif anlayışı merkeze koyan ve yüksek teknoloji yatırımlarını insan uzmanlığıyla birleştiren şirketin önceliğini, güvenliğin geleceğini belirleyen unsurlar oluşturuyor. Business Türkiye okuyucuları için “2027 Global Teknoloji Trendleri Raporu” hakkında detaylı bilgiler veren Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu, otonom devriye robotlarından siber güvenlik entegrasyonuna kadar fark yaratacak stratejileri bizlerle paylaşıyor.
Securitas Technology ”2027 Global Teknoloji Trendleri Raporu”, güvenlik teknolojilerinin geleceğine ilişkin önemli öngörüler sunuyor. Bu öngörüler neler?
Güvenlik sektörü, fiziksel ve dijital tehditlerin iç içe geçtiği, risk yönetimi beklentilerinin değiştiği bir dönemden geçiyor. Kurumların artık yalnızca olaylara müdahale etmesi değil, riskleri önceden belirlemesi ve doğru zamanda harekete geçmesi gerekiyor. Securitas Technology’nin ”2027 Global Teknoloji Trendleri Raporu”, bu dönüşümde dört temel eğilimi öne çıkarıyor: Yapay zeka destekli güvenlik uygulamaları, bulut tabanlı çözümler, drone ve robot teknolojileri ile bağlantılı sistemlerin siber dayanıklılığı. Bu teknolojileri birbirini tamamlayan bir güvenlik ekosisteminin parçaları olarak değerlendirmek önemli. Yapay zeka, müşterilerimizin önümüzdeki 1218 ay içinde benimsemeye en fazla ilgi gösterdiği güvenlik teknolojisi olarak öne çıkıyor. Bulut çözümleri de farklı lokasyonlardaki sistemlerin merkezi yönetimini kolaylaştırıyor. Araştırmamıza göre kuruluşların yüzde 44’ü önümüzdeki 18 ay içinde uzaktan hizmet kullanımını artırmayı bekliyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 10’u ise drone ve robot teknolojilerini benimsemeyi planlıyor. Bu gelişmelerle birlikte siber güvenlik ve sistem dayanıklılığı daha da önem kazanıyor. Araştırmaya katılan kuruluşların yüzde 92’si güvenlik cihazlarının siber saldırılarla ele geçirilmesinden endişe duyuyor. Dolayısıyla 2027 ve sonrasında teknoloji yatırımlarında entegrasyon, veri bütünlüğü ve iş sürekliliği de belirleyici olacak. Başarının, farklı teknolojileri doğru bir mimari içinde birleştiren ve sonuçlarını ölçebilen kurumlarla geleceğini düşünüyoruz.
Yapay zeka, güvenlik operasyonlarında tehditleri tespit etme, yanlış alarm oranlarını azaltma ve olaylara müdahale süreçlerini dönüştürüyor. 2027 itibarıyla bu teknolojinin rolü nasıl değişecek? İnsan faktörü ve karar alma süreçleri bundan nasıl etkilenecek?
Yapay zeka, güvenlik sektöründe deneme aşamasını geride bırakarak günlük operasyonların bir parçası haline geliyor. Önümüzdeki dönemde görüntü ve olay kayıtlarını analiz etmenin ötesine geçerek tehdit tespiti, olay yönetimi ve karar desteği gibi alanlarda yapay zekanın daha etkin kullanılmasını bekliyoruz. Kameralar, geçiş kontrol noktaları ve alarmlar sürekli veri üretiyor. Yapay zeka destekli analiz, bu verileri birlikte değerlendirerek dikkat gerektiren olayları öne çıkarabiliyor, olağan dışı hareketleri belirleyebiliyor ve gereksiz alarmların azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Üretken yapay zeka ise olay kayıtlarının sorgulanmasını ve raporların hazırlanmasını kolaylaştırarak bilgiye erişimi hızlandırabiliyor.
Bu gelişmelerin yanı sıra insan faktörü önemini koruyacak. Güvenlik operasyonlarında risklerin bağlam içinde
değerlendirilmesi, istisnai durumların anlaşılması ve kritik müdahalelerin sorumlu biçimde yönetilmesi gerekiyor. Yapay zeka, analiz süreçlerini hızlandırırken insan denetimi kararların güvenilirliği açısından önem taşıyor.
2027’de tek başarı kriteri teknoloji kullanımı olmayacak. Yanlış alarm oranları, olay değerlendirme süresi, müdahale hızı ve operasyonel verimlilik gibi ölçütlerle değerlendirmek gerekecek. Veri kalitesi, sistem entegrasyonu ve mahremiyet de bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alacak.
Bulut tabanlı ve hibrit güvenlik sistemleri, farklı lokasyonlardaki operasyonların merkezi olarak yönetilmesini kolaylaştırıyor. Kurumların bu teknolojilere yönelmesinde hangi ihtiyaçlar belirleyici oluyor? Yatırım öncelikleri nasıl değişecek?
Birden fazla tesisi, mağazası veya üretim noktası bulunan kurumlar için güvenlik sistemlerini ortak çerçevede yönetmek giderek daha önemli hale geliyor. Bulut ve hibrit bulut çözümleri; uzaktan erişim, merkezi yönetim ve sistemlerin durumunu izleme imkanı sunarak bu ihtiyaca yanıt veriyor.
Araştırmamıza göre kuruluşların yüzde 44’ü önümüzdeki 18 ay içinde uzaktan hizmet kullanımını artırmayı bekliyor. Bu eğilim, kurumların güvenlik olaylarını yönetmenin yanında sistemlerinin sürekliliğini sağlamaya da odaklandığını gösteriyor. Uzaktan izleme ve proaktif bakım, olası arızaların erken tespit edilmesine ve operasyonel kesintilerin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Ancak her kurumun bütün sistemlerini buluta taşıması gerekmiyor. Mevcut altyapı, veri politikaları, bağlantı koşulları, mevzuat ve iş sürekliliği gereksinimleri birlikte değerlendirilerek bulut, yerel altyapı veya hibrit modeller arasında seçim yapılmalı. Yatırım kararlarında ilk kurulum maliyetinin yanı sıra bakım, güncelleme, entegrasyon ve ölçeklenebilirlik de dikkate alınmalı. Türkiye’de özellikle perakende, üretim ve lojistik gibi çok lokasyonlu operasyonlara sahip sektörlerde merkezi yönetim yaklaşımının önem kazanmasını bekliyoruz. Önümüzdeki dönemde temel hedef, güvenlik altyapısının bütünsel yönetimini ve dayanıklılığını güçlendirmek.
Drone tespit sistemleri, otonom devriye robotları ve gelişmiş sensörler fiziksel güvenliğin kapsamını genişletiyor. Bu teknolojilerin hangi sektörlerde ve kullanım senaryolarında öne çıkmasını bekliyorsunuz?
Drone ve robot teknolojileri, geniş alanların izlenmesi, rutin devriye faaliyetlerinin desteklenmesi ve insan erişiminin zor veya riskli olduğu bölgelerin kontrol edilmesi açısından yeni olanaklar sunuyor. Araştırmamıza katılan kuruluşların yaklaşık yüzde 10’u önümüzdeki 1218 ay içinde bu teknolojileri benimsemeyi planlıyor.
Drone teknolojilerinde hem yetkisiz faaliyetlerin tespiti hem de gözetim amacıyla kullanım öne çıkıyor. Kritik tesislerin çevresinin korunması, enerji altyapılarının izlenmesi ve geniş endüstriyel sahaların kontrolü bu uygulamalar arasında. Drone’lar olay anında ek görüntü ve konum bilgisi sağlayarak saha değerlendirmesini kolaylaştırabiliyor. Otonom devriye robotları ise belirli güzergahlarda rutin kontroller gerçekleştirebiliyor, çevresel verileri toplayabiliyor ve olağan dışı durumları güvenlik ekiplerine bildirebiliyor. Enerji tesisleri, üretim alanları, lojistik merkezleri ve büyük kampüsler için etkin kullanılabilecek bir teknoloji. Bu çözümlerin mevcut kamera, sensör ve merkezi güvenlik sistemleriyle entegre çalışması sağladıkları faydayı artırıyor. Bununla birlikte iletişim altyapısı, bakım, veri doğruluğu, mahremiyet ve mevzuat gereklilikleri de göz önünde bulundurulmalı.
Önümüzdeki dönemde drone ve robotların merkezi güvenlik platformlarıyla daha fazla bütünleşmesini bekliyoruz. Bu sayede rutin kontrollerin verimliliği artarken güvenlik ekipleri de müdahalelerini daha fazla bilgiye dayanarak planlayabilecek.
Değerli okuyucumuz,
Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.





