“FİNANSIN GELECEĞİNİ OTONOM BANKACILIK VİZYONUMUZLA İNŞA EDİYORUZ”

Bankacılıkta rekabetin sınırlarını belirleyen ülkemizin güçlü bankası Yapı Kredi, teknolojik bağımsızlık, derin yapay zeka entegrasyonu ve dijital egemenlik vizyonuyla geleceğin bankacılık sistemini şekillendiriyor. TÜBİTAK BİLGEM iş birliğiyle hayata geçirdiği Türkiye’nin ilk yerli HSM projesi DİRAK ile kartlı ödeme sistemlerinde kriptografik egemenlik dönemini başlatan banka; üretken yapay zeka ve “Otonom Bankacılık” vizyonuyla hizmet kalitesini ve üretim hızını dönüştürüyor. Business Türkiye okuyucuları için sektörün geleceğine dair öngörülerde bulunan Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökhan Özdinç, “Self Running Banking” (Otonom Bankacılık) yaklaşımının detaylarının yanı sıra Yapı Kredi’nin teknoloji, güvenlik ve insan odaklı dönüşüm stratejisini bizlerle paylaşıyor

Bankacılık sektöründe teknoloji yatırımları uzun yıllardır rekabetin önemli unsurlarından biri. Bugün rekabetin yeni teknoloji ekseni nedir? Yapı Kredi bu dönüşümde nasıl bir yaklaşım benimsiyor?

Bankacılıkta artık dijitalleşmenin yeni bir fazına geçtiğimizi düşünüyoruz. Mobil bankacılık, uzaktan müşteri edinimi ya da dijital işlem hacimleri bugün sektörümüz açısından birer standart haline geldi. Rekabetin yeni düzlemini; veriyi ne kadar etkin kullandığınız, yapay zekayı süreçlerinize ne kadar derin entegre ettiğiniz, müşteriye ne kadar kişiselleştirilmiş ve kesintisiz bir deneyim sunabildiğiniz ve bütün bunları ne kadar güvenli, dayanıklı ve bağımsız bir teknoloji altyapısı üzerinde gerçekleştirdiğiniz belirliyor.

Yapı Kredi olarak teknolojiyi hiçbir zaman yalnızca bankacılığı destekleyen bir araç olarak görmedik; iş modelimizin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdık. Bugün 18 milyonu aşkın aktif müşteriye hizmet veriyoruz. Her gün ortalama 6,3 milyon farklı müşterimiz mobil bankacılığımıza giriş yapıyor. Dijital kanallarımızda 31 milyonun üzerinde işlem, kart tarafında ise günlük 19,3 milyon ödeme işlemi gerçekleşiyor. Böyle bir ölçeği güvenli ve kesintisiz biçimde yönetebilmek çok güçlü bir teknoloji altyapısı gerektiriyor. Bu doğrultuda altyapımızı uçtan uca yenileyerek mikro servis tabanlı, esnek ve modüler bir mimariye geçirdik. Ancak bugün bunun da ötesine geçmemiz gerektiğine inanıyoruz. Artık teknoloji stratejimizi yalnızca hız, verimlilik veya müşteri deneyimi üzerinden değil, dijital egemenlik perspektifinden de değerlendiriyoruz. TÜBİTAK BİLGEM ile geliştirdiğimiz yerli HSM projesi de bu yaklaşımımızın en somut örneklerinden biri.

Son dönemde özellikle “dijital egemenlik” kavramının altını çiziyorsunuz. Dijital egemenlik ne anlama geliyor ve neden bugün bu kadar önemli hale geldi?

Dijital egemenliği en sade haliyle; verimiz, teknolojimiz, operasyonlarımız ve dijital varlıklarımız üzerinde kendi kararlarımızı verebilme ve kontrolü elimizde tutabilme kabiliyeti olarak tanımlayabiliriz. Bundan 10 yıl önce bu konu daha çok verinin fiziksel olarak nerede tutulduğu üzerinden değerlendiriliyordu. Sonrasında egemen bulut kavramı gündeme geldi. Bugün ise yapay zekadan kriptografik altyapılara kadar çok daha geniş bir çerçeveden söz ediyoruz. Artık “Veri ülkemizde mi?” sorusu tek başına yeterli değil. “Veriye kim erişebiliyor, hangi teknoloji tarafından işleniyor, kritik sistemlerimizde hangi sağlayıcılara bağımlıyız ve bu sistemlerin kontrolü gerçekten bizde mi?” sorularını da sormamız gerekiyor.
Çünkü teknoloji artık yalnızca bir bilişim teknolojileri me

DİRAK HSM projesini bu açıdan önemli bir eşik olarak değerlendiriyorsunuz. Öncelikle HSM nedir? Bir güvenlik donanımının yerli olarak geliştirilmesi neden bu kadar kritik?

HSM, yani Donanımsal Güvenlik Modülü, aslında “dijital finansın kasası” diyebileceğimiz kritik bir güvenlik donanımı. Kartınızla bir alışveriş yaptığınızda şifrenizin doğrulanmasından elektronik imzaya, kritik verilerin şifrelenmesinde kullanılan anahtarların korunmasından işlemlerin uçtan uca güvenliğine kadar pek çok kritik süreçte bu cihazlar görev yapıyor.
Buradaki en önemli nokta şu: Verinizi ne kadar güçlü şifrelerseniz şifreleyin, şifreleme anahtarının kontrolü kimdeyse verinin kontrolü de büyük ölçüde ondadır. Literatürde buna “kriptografik egemenlik” diyoruz. Dolayısıyla HSM’ler dijital egemenlik zincirinin en kritik halkalarından biri.

Türkiye uzun yıllardır bu teknolojide yurt dışına bağımlıydı ve cihazlar yurt dışından tedarik ediliyordu. TÜBİTAK BİLGEM liderliğinde geliştirilen DİRAK HSM ile bu alanda çok önemli bir yerli teknoloji yetkinliği oluştu. Yapı Kredi olarak biz de bankacılıktaki saha deneyimimizi, ölçeğimizi ve yüksek güvenlik standartlarımızı projeye taşıyarak çözümün gerçek finansal süreçlerde kullanılmasına katkı sunduk.

Burada bir cihazın yerlileştirilmesinin çok ötesinde; küresel krizlere bağlı kesinti risklerini azaltan, tedarikçi bağımlılığına karşı alternatif oluşturan, kriz senaryolarında toparlanma kabiliyetini güçlendiren ve uzun vadede teknolojik bağımsızlığımıza katkı sağlayan stratejik bir adımdan söz ediyoruz.

DİRAK HSM’in geliştirme ve bankacılık sistemlerine entegrasyon süreci nasıl ilerledi? Yapı Kredi bu projede nasıl bir rol üstlendi?
Bu proje üç yılı aşkın bir mühendislik ve iş birliğinin sonucu. TÜBİTAK BİLGEM ekipleriyle Mayıs 2023’te çalışmaya başladık. Yerli HSM’in bankacılık süreçlerinde kullanılabilmesi için ihtiyaçları, kullanım senaryolarını ve entegrasyon gereksinimlerini birlikte ele aldık.

Yapı Kredi olarak bu sürece bankacılık alanındaki saha deneyimimizi, güvenlik ve kalite standartlarımızı ve gerçek ölçekte test edilebilecek güçlü teknoloji altyapımızı kattık. Süreç boyunca 80’in üzerinde teknik çalışma ve mühendislik toplantısı gerçekleştirdik. Bunlar yalnızca klasik proje toplantıları değildi; iki kurumun mühendislik ekiplerinin birlikte öğrendiği, geliştirdiği ve teknolojiyi gerçek bankacılık ihtiyaçlarına göre olgunlaştırdığı çok değerli bir çalışma modeli ortaya çıktı.
Bence projenin en önemli taraflarından biri de burada yatı

yapay zeka ve “Otonom Bankacılık” vizyonuyla hizmet kalitesini ve üretim hızını dönüştürüyor. Business Türkiye okuyucuları için sektörün geleceğine dair öngörülerde bulunan Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı Dr. Gökhan Özdinç, “Self Running Banking” (Otonom Bankacılık) yaklaşımının detaylarının yanı sıra Yapı Kredi’nin teknoloji, güvenlik ve insan odaklı dönüşüm stratejisini bizlerle paylaşıyor.

selesi değil. Kurumların iş sürekliliğini ve dayanıklılığını, ülkelerin ise stratejik bağımsızlığını doğrudan ilgilendiriyor. Finans gibi kritik bir sektörde bu konu çok daha büyük önem taşıyor. Yerli HSM çalışmamız da özellikle teknoloji ve kriptografik egemenlik tarafında attığımız son derece stratejik bir adım.

Hayata geçirdiğiniz sosyal yatırım programlarının amacı nedir? Bu programlar gençlere neler katıyor?

İşverenlerce daha az tercih edilen devlet üniversitelerinden yeni mezun gençlerin, iş hayatına katılımında akranlarıyla eşit şartlara sahip olmaları, işe alım süreçlerinde üniversitelerinin bilinirliklerine göre değil kişisel yetkinlikleri ve becerileri üzerinden değerlendirilmeleri için durmadan çalışıyoruz. Bu yıl 7. dönemine başladığımız ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı” ile katılımcılarımız 12 ay boyunca sivil toplum kuruluşlarında ilk iş deneyimlerini kazanıyor. İlk Fırsat Akademisi kapsamında aldıkları 250 saatten fazla eğitimle donanımlı bireyler olma yolunda ilerliyorlar. ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı”ndan edindiğimiz deneyimler ve aldığımız geri bildirimler sonucunda iş hayatında gençlerin karşılaştıkları dil yetkinliği sorununa da bir çözüm modeli yaratmak istedik. 2021 yılında hayata geçirdiğimiz ”Hayırlı Sabancı Desteğiyle İngilizce Fırsatım Programı” ile gençlerin önüne çıkan İngilizce yetkinlik engellerini ortadan kaldırmayı ve istihdam edilebilirliklerini artıran desteklerle onlara daha fazla donanım kazandırmayı hedefliyoruz. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık anlayışıyla sürdürdüğümüz faaliyetlerimiz kapsamında kadının istih- damdaki yerini çok önemsiyor ve hemen her sektörde ka- dın çalışan oranının artırılması gerektiğine inanıyoruz. Bu inancımız ile hem holding faaliyetlerimiz hem de Esas Sosyal programlarımız ile kadınları her daim destekliyoruz. Bugüne kadar programlarımıza katılan gençlerin yüzde 75’inin ka- dınlardan oluşması, kadın istihdamı konusundaki duyarlılı- ğımızı gözler önüne seriyor.

Esas Sosyal olarak günden güne büyüyen bir ekosistemi- niz olduğunu biliyoruz. Ekosisteminize kimler, nasıl katkı sağlıyor?

Yarattığımız sosyal etkiyi sürdürülebilir kılmak bizim için son derece önemli. Gençlere fırsat eşitliği sağlarken, iş dünyasında da eğitimli genç işsizliği konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda çeşitli kurum ve kişilerden oluşan Esas Sosyal Ekosistemi olarak adlandırdığımız büyük bir aile kurduk. Eğitimli genç istihdamına çözüm modeli sunarken aynı zamanda eğitim, sanat, kültür, insani yardım, çevre, sürdürülebilirlik gibi pek çok farklı alanda faaliyet gösteren STK’lara da nitelikli iş gücü sağlayarak, toplumsal kalkınmaya katkıda bulunuyoruz. ”Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı” ile 7 yılda toplam 40 farklı STK’ya nitelikli iş gücü sağladık. Ayrıca misyonumuza inanarak 4 yıldır bizi destekleyen, 20 sektörden 40’ın üzerinde kurumsal destekçimiz var. Kısacası STK’lar, kurumsal destekçiler, katılımcılar, mentorlar, mezunlar, İK profesyonelleri ve eğitmenlerden oluşan 3.000’den fazla kişinin yer aldığı bu aile ile farklı alanlarda iş birlikleri yaparak gençlerin gelişimine katkı sağlıyoruz. Ekosistemimiz günden güne kendi döngüsüne sahip bir fayda mekanizmasına da dönüşüyor. Örneğin ”Hayırlı Sabancı Desteğiyle İngilizce Fırsatım Programı”mıza katılan 350 gencin %31 gibi büyük bir oranı ekosistemimizden geldi. Aynı zamanda 5 kurumsal destekçimizin 46, 5 STK paydaşımızın ise 61 bursiyeri programa dahil oldu. Programlarımızdaki gençleri sürekli takip ediyor ve döngüye dahil olmalarını sağlıyoruz. Gençler, işe girdikleri kurumlarda Esas Sosyal’in misyonundan ve kendilerine kattıklarından bahsederek onları da ekosistemimize dahil ediyor.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.