“GEÇMİŞİN GÜVENİNİ GELECEĞİN İHTİYAÇLARIYLA BULUŞTURUYORUZ”

Türkiye pazarının öncü markası Marshall, dünyanın en büyük boya ve kaplama şirketlerinden biri olan AkzoNobel’in çatısı altında faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. Türkiye pazarını çok iyi tanıyan çevik yapısını, AkzoNobel’in teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığıyla harmanlayan şirket, köklü geçmişine duyulan güveni korurken değişen tüketici beklentilerini de doğru okuyarak sektörüne yön veriyor. Business Türkiye okuyucuları için sorularımızı yanıtlayan ve Marshall Boya’nın sahip olduğu köklü geçmişi ile AkzoNobel’in global vizyonunu nasıl bir araya getirdiklerini aktaran Marshall Türkiye Genel Müdürü Özgür Orçunus, sürdürülebilirlik bilincini derinleştirmek için pazarda üstlendikleri rolü ve küresel çapta yürüttükleri “Renklendir Hayatı” projesinin detaylarını anlatıyor.

Marshall Boya’nın sahip olduğu köklü geçmişini ve AkzoNobel’in global vizyonunu aynı potada nasıl bir araya getiriyorsunuz?

Türkiye boya sektörünün öncü ve köklü markalarından Marshall olarak 1954 yılından bu yana yaşam alanlarına renk katıyoruz. Marshall’ın en büyük gücü, köklü bir yerel marka olmasının yanı sıra dünyanın lider boya ve kaplama şirketlerinden biri olan AkzoNobel’in global bilgi birikimi ve vizyonundan beslenmesi. Bir tarafta Türkiye’de 70 yılı aşkın süredir tüketicinin güvenini kazanmış, sektörüne yön vermiş bir marka mirası var. Diğer tarafta ise 80’den fazla ülkede faaliyet gösteren, inovasyon ve sürdürülebilirlik konusunda öncü bir küresel organizasyonun deneyimi bulunuyor. Ben bu iki gücü birbirini tamamlayan unsurlar olarak görüyorum. Marshall’ın Türkiye pazarını çok iyi tanıyan çevik yapısını, AkzoNobel’in teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığıyla buluşturduğunuzda ortaya son derece güçlü bir değer önerisi çıkıyor.

Bugün artık boya sektörünü yalnızca renk ve dekorasyon perspektifinden okumuyoruz. Tüketiciler daha sağlıklı, dayanıklı, fonksiyonel ve çevresel etkisi daha düşük çözümler talep ediyor. Biz de Marshall’ın geleceğini tam olarak bu eksende şekillendiriyoruz. Önümüzdeki beş yıllık yol haritamızı bu anlayış üzerine kuruyoruz. Yapay zekayı talep planlamasından satış süreçlerine kadar işimizin her alanına entegre etmeyi, dijitalleşmeyi hızlandırmayı ve tüketiciye daha yüksek katma değer sunan inovatif ürünleri artırmayı hedefliyoruz. Öte yandan çevreye ve insan sağlığına duyarlı su bazlı ürünlerin payını büyüterek sürdürülebilir büyümemizi güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Marshall’ın köklü mirasını korurken aynı zamanda geleceği tasarlayan bir marka olmasını önceliklendiriyoruz. Bizim liderlik yaklaşımımızın merkezinde de bu var: Geçmişin güvenini geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturmak.

faaliyet gösterdiği diğer ülke pazarlarıyla kıyaslandığında, Türkiye’deki tüketici profilinin markaya yüklediği en karakteristik anlam sizce ne? Ülkemiz pazarında hangi farklar öne çıkıyor?

Türkiye boya pazarı son derece talepkar ve hızlı dönüşen bir yapıya sahip. Aynı zamanda satın alma kararlarının yaklaşık yüzde 70’inde boya ustalarının çok etkili olduğu oldukça dinamik bir pazar. Türk tüketicisi ise estetik beklentileri yüksek, yeniliklere açık ve ürünün performansını çok yakından takip eden bir profile sahip. Bu nedenle hem Türk tüketicisinin beklentilerine karşılık veriyor hem de profesyonel uygulayıcıları yönlendirmelerini dikkate alıyoruz.

Pazarın bize yüklediği en önemli misyonun, köklü bir markanın güvenini korurken değişen tüketici beklentilerini doğru okuyarak sektöre yön veren bir dönüşüm liderliği yapmak olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, Türkiye’de boya yalnızca teknik bir ürün değil, yaşam alanlarını yenilemenin, kişisel tarzı yansıtmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir aracı olarak görülüyor. Bu nedenle tüketicilerimiz renk seçiminden uygulama deneyimine kadar her aşamada daha bilinçli tercihler yapıyor.

Son yıllarda sağlıklı yaşam, iç mekan hava kalitesi ve sürdürülebilirlik gibi konularda belirgin bir farkındalık oluşmaya başladığını görüyoruz. Özellikle genç tüketiciler ve yeni nesil ev sahipleri çevresel etkisi daha düşük ürünlere daha fazla ilgi gösteriyor.

Bu dinamik yapı bizim için aynı zamanda önemli bir sorumluluk anlamına geliyor. Çünkü Türkiye pazarı bizi sürekli daha yenilikçi, hızlı ve kullanıcı odaklı düşünmeye teşvik ediyor. AkzoNobel’in global bilgi birikimiyle Türkiye’nin güçlü tüketici iç görülerini birleştirdiğimizde yalnızca yerel ihtiyaçlara cevap vermiyor, aynı zamanda bölgesel ölçekte değer yaratabilecek çözümler de geliştirebiliyoruz

Marshall Boya olarak tesisinizde Ar-Ge merkezi olan nadir kuruluşlardan birisiniz. Ar-Ge merkezine sahip olmanın avantajları neler? Özellikle bu noktada global yapıdan gelen know-how size ne gibi fırsatlar veriyor?

Boya sektöründe rekabet artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil, inovasyon kabiliyetiyle şekilleniyor. Bu noktada kendi Ar-Ge merkezimize sahip olmak bizim için çok önemli bir stratejik avantaj sağlıyor. Ar-Ge merkezimiz sayesinde değişen tüketici beklentilerini, sektörel dönüşümleri ve bölgesel ihtiyaçları çok daha yakından takip ederek bunları hızlı şekilde ürün geliştirme süreçlerimize aktarabiliyoruz. Çünkü bugün tüketiciler yalnızca renk aramıyor; daha dayanıklı, sağlıklı, sürdürülebilir ve hayatlarını kolaylaştıran çözümler talep ediyor. Bugün Dilovası tesislerimizde faaliyet gösteren, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilmiş Ar-Ge merkezimizde yaklaşık 15 kişilik uzman ekibimiz görev yapıyor. Sattığımız ürünlerin hacimsel olarak yaklaşık yüzde 98’ini Türkiye’de geliştiriyor ve kendi tesislerimizde üretiyoruz. Küresel standartlardaki kalite anlayışımızı yerel pazarın dinamikleriyle buluşturarak tüketicilerimizin ve iş ortaklarımızın ihtiyaçlarına en hızlı şekilde yanıt veriyoruz. Diğer taraftan AkzoNobel’in küresel bilgi birikimi bize çok önemli fırsatlar sunuyor. Bu merkez global tarafından dünyanın farklı pazarlarında elde edilen deneyimlerle şekillenerek Türkiye’deki ürün geliştirme süreçlerimize doğrudan katkı sağlıyor. Aynı zamanda Türkiye pazarından elde ettiğimiz içgörüleri de global organizasyonla paylaşarak karşılıklı bir öğrenme ve gelişim ekosistemi oluşturuyoruz. Türkiye’de geliştirdiğimiz tüketici içgörüleri ve ürün deneyimleri global ekiplerle düzenli olarak paylaşılıyor. Böylece yalnızca global know-how’dan faydalanan değil, global bilgi havuzuna katkı sağlayan ülkelerden biri olarak konumlanıyoruz. Amacımız, Türkiye’yi yalnızca bir üretim merkezi değil, aynı zamanda bölgesel ölçekte değer üreten bir inovasyon üssü olarak daha da güçlendirmek.

Marshall Boya, nihai tüketiciden profesyonel boyacılara ve mimarlara kadar uzanan çok katmanlı hedef kitleye ulaşırken, pazarlama iletişiminde dijital kaslarını nasıl konumlandırıyor? Yapay zeka, artırılmış gerçeklik gibi teknolojiler stratejinizin neresinde yer alıyor?

Dijitalleşme artık yalnızca bir iletişim kanalı değil, tüketici deneyimini baştan sona yeniden şekillendiren bir dönüşüm alanı. Biz de Marshall olarak teknolojiyi yalnızca üretimde verimlilik sağlayan bir araç olarak değil, tüketicilerimizle daha güçlü ve anlamlı bağlar kurmanın yolu olarak görüyoruz. Çünkü bugün nihai tüketiciden profesyonel uygulayıcılara, mimarlardan tasarımcılara kadar tüm paydaşlarımız daha hızlı, kişiselleştirilmiş ve kolay deneyimler bekliyor. Bu nedenle dijitalleşmeyi iş yapış kültürümüzün merkezine konumlandırarak sadece bir verimlilik aracı olarak değil, gelecekteki rekabet gücümüzü şekillendiren temel bir yapı taşı olarak kabul ediyoruz.

Yapay zekayı ise çok daha geniş bir perspektiften ele alıyoruz. Veri analitiğinden tüketici içgörülerinin analizine, ürün geliştirme süreçlerinden müşteri deneyiminin iyileştirilmesine kadar birçok alanda yapay zekanın sunduğu fırsatlardan yararlanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yapay zekayı yalnızca pazarlama ve müşteri deneyiminde değil, talep planlaması, satış tahminleri ve operasyonel süreçlerde daha etkin kullanmayı hedefliyoruz.

Geleceğin markaları, teknolojiyi yalnızca operasyonel verimlilik için kullanan değil, insan ihtiyaçlarını daha iyi anlayan ve daha kişiselleştirilmiş deneyimler sunabilen markalar olacak. Biz de Marshall’ın dijital dönüşüm yolculuğunu tam olarak bu anlayışla şekillendiriyoruz.

Teknoloji, sürdürülebilirlik ve kullanıcı deneyimi ekseninde geliştirdiğiniz çözümlerinizi anlatır mısınız? Bu ürünlere Türk tüketicisinin ve profesyonellerinin yaklaşımı nasıl? Pazarda sürdürülebilirlik bilincini derinleştirmek için nasıl bir rol üstleniyorsunuz?

Sürdürülebilirlik artık boya sektöründe geleceğe yönelik bir hedef değil, bugünün iş yapış biçimini belirleyen temel unsur haline geldi. Biz de Marshall olarak sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden üretime, tedarik zincirinden müşteri deneyimine kadar tüm süreçlerimizin merkezine yerleştiriyoruz.

Düşük VOC’li ve su bazlı ürünlerimizin yaygınlaştırılması, daha uzun ömürlü yüzey teknolojileri geliştirilmesi ve çevresel etkisi daha düşük çözümlerin artırılması bu yaklaşımımızın önemli parçalarını oluşturuyor. Son dönemde geliştirdiğimiz çizilme direnci yüksek Sil-Pak Plus ve yüksek kapatıcılık sunan Luksima gibi ürünlerimiz sürdürülebilirliği kullanıcı deneyimiyle buluşturan inovasyon yaklaşımımızın önemli örneklerini oluşturuyor. Daha uzun ömürlü yüzeyler sunarak hem kullanıcıya hem de kaynak kullanımına katkı sağlıyoruz.

Ancak bizim için sürdürülebilirlik yalnızca çevresel etkilerin azaltılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kullanıcı deneyimini geliştiren, daha uzun ömürlü ve fonksiyonel ürünler geliştirmeyi de kapsıyor. Türkiye’de özellikle genç tüketiciler arasında bu konularda önemli bir farkındalık oluşmaya başladığını görüyoruz. İç mekan hava kalitesi, düşük koku, çevresel etki ve enerji verimliliği gibi başlıklar giderek daha fazla önem kazanıyor.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.