MAKRO BÜYÜMENİN OLMADIĞI BİR 2019’U NASIL ATLATIRIZ?

Geçen sayımızdaki paylaşımımızda “seçim mi, geçim mi?” diyerek ekonominin siyasetin önüne geçerek gündem oluşturacağını ifade etmeye çalışmıştık. Nitekim öngörülerimiz doğrultusunda seçim sonrası geçim sorunu hem kurumların hem de kişilerin çözümlerini bulamadığı sorunlarla dert olmaya devam etti. Bir tarafta her gün biraz daha azalan talep ve ciro rakamları, diğer tarafta maliyet enflasyonu nedeniyle gittikçe yükselen gider tutarları dengeleri bozmuştur. Finans kesiminde yüzde 30‘lar civarında kredi faizi olmasına rağmen, kaynak yetersizliğinden nakit sıkışıklığının devam etmesi, bankaların kredilerinden kapattıkları tutarları, tekrar piyasalara geri dönmemeleri de ilave edildiğinde finans ayağının frende olduğu, satış ayağının gaz pedalına basılmasına rağmen boşa düşmesi gittiğimiz yolda aracımızın kazalar yapmasına neden oldu. Şimdi gelirlerin azaldığı, giderlerin arttığı ve makro büyümenin olmadığı bir 2019’u nasıl atlatabileceğimiz tek gündemimizdir. Türkiye’nin uzun seçim dönemleriyle heba ettiği zamanı ve seçim politikaları nedeniyle elindeki kaynakları eritmesi kamu kesiminde, hazine ve yerel yönetimlerde olumsuz etkisini göstermektedir. Kamu yeni kaynak yaratabilmek için, üretimden satışları arttırmak kısa vadede mümkün olmayacağı için, başta dolaylı vergiler olmak üzere, cezalar ve tahsil edilemeyen kamu alacaklılarına yüksek faizler uygulayarak, çeşitli zamlarla acil kaynak ihtiyacını karşılama yoluna gitmektedir. Faizin düşürülmesini, ekonominin canlanması için savunan yönetim, ödenemeyen kamu alacaklarından başta vergiler olmak üzere aylık yüzde 2,5’dan yıllık bileşik faizden yüzde 30’un üzerinde faiz almaktadır. Yüksek faizin ekonomimiz için büyük olumsuzluk olduğunu savunan yönetim, devlet alacaklarında neden faiz oranını düşürmemektedir? “Piyasa düşük faize geçsin ama ben yüksek faiz alırım.” demek devletin adalet vicdanına uyar mı? Ülke ekonomisinde makro ekonomik büyümenin olmadığı, hattâ eksi büyüme dönemlerinde işleri bozulan kurum ve kişilerden gelirleri azaldığı için ödeyemediği kısma yüksek faiz uygulayarak “yeniden yapılandırıyoruz” teklifi ile gitmek sorunu çözmez, sadece erteler. Sorun nettir, gerekirse makûl maliyetli dış kaynaklar yaratarak piyasanın nakit ihtiyacını görmek, kaynakların üretime yönelik tercihlendirmesini yapmak ve nakit hızının arttırılarak piyasa, nakit dönüşlerini sağlamak. Bunun önünde engel olanlara cezai yaptırımları adil bir şekilde hukuk düzeninde uygulamaktır.

Değerli okuyucumuz,

Bu haberin detayını Business Türkiye dergisinde bulabilirsiniz.